|
Akıl ve kalbi birleştirmek
(Olay Gazetesi, 15 Temmuz 2004 Cuma)
İslamın mutluluk projesinin temelinde,
akıl ve kalbin işlevlerini uyumlu hale
getirmek gibi bir ilke yatmaktadır. Akıl
da kalpte insan için en kıymetli iki
varlıktır. İnsan özellikle nesnel
varlıkları akıl ile kavrar, kendi
benliğinin bilincine akıl ile varır.
Bunun yanısıra varlığın özü ve ölüm
ötesi hayat gibi metafizik hakikat
alanına ise kalbin yardımıyla nüfuz
eder. Bu hal din bilim lisanında sıçrama
kelimesiyle ifade edilir. Bundan kalbin
metafizik alana sıçrama yapması
kasdedilir. Bunun için şüphesiz aklın da
arka planda büyük rolü bulunmaktadır.
Kutsal kitabımız Kur’an aklı, evrendeki
âyet (Allah’ın varlığına işaret eden
delil) konumunda olan her şeyi anlamak
için bir araç olarak sunarken, kalbi de,
bütün ruhi hallerin tecelli ettiği, îman
ya da inkarın gerçekleştiği nokta olarak
takdim eder. Kur’an’a göre kalp aynı
zamanda insan için dünyada ve ahirette
en sağlam dayanak olan Yüce Yaratıcı’nın
varlık ışığının aksettiği bir ayna
hükmündedir.
Akıl kalp ile bir bütünlük içinde
işlevini gordugu yerde, insanın iç ve
dış dünyası bir bütün olarak aydınlanır.
İnsan derinlik ve ferahlık kazanır.
Kalbin ihtiyaçları giderilmez ise veya
kalp günahlarla lekelenirse, ondan Allah
ve insan sevgisi eksik edilirse, idrâk
ve seziş ozelliğini kaybederek kararır
ve nihayet katılaşır. İşte o zaman insan
için mutsuzluk, bunalım, karanlık ve
stres dolu bir hayat başlar. Kalbin
çağrı ve yönelişleri işte bu bakımdan
hayatî öneme sahiptir.
Hz. Peygamber bir hadisinde kalbin insan
için ne denli işlevsel olduğunu şu
şekilde açıklamıştır: “Bütün dikkanizle
beni dinleyin: Bedende, bir et parçası
bulunmaktadır. Eğer o uygun ve elverişli
olursa, bütün beden de iyi olur; bozuk
olursa, bütün beden de bozuk olur; bilin
ki o, kalbtir!..”( Buharî, Sahîh, İman,
39).
Gündelik hayatın telaşında ihmal
ettiğimiz kalplerimizi yeniden
hatırlamak dileğiyle |