.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

 

ATATÜRK’ÜN DİNİ HAYATA İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİ
(
Olay Gazetesi
-11-11-2005)

 

Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün başarıları sadece siyasî ve askerî alanlarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda, dînî alandaki düşünce ve icraatlarıyla da dikkati çekmiştir. Bir insanı içinde doğup büyüdüğü aile çevresi ve toplumdan bütünüyle soyutlayarak düşünmek mümkün değildir. Atatürk'ün hayatına baktığımızda da bu etkiyi açık bir şekilde görebilmekteyiz. Atatürk her şeyden önce mütedeyyin bir anadan ve babadan dünyaya gelmiştir. Annesi kendisini ilk dînî bilgileri tahsil etmek için mahalle mekteplerine göndermiştir. Daha sonra girdiği Şems-i Efendi Mektebi ve Selanik Mülkiye İdadisinde de ciddî dinî programlar takip etmiştir. Atatürk'ün bilahare devam ettiği Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askerî İdadisindeki takip ettiği programlar arasında da din eğitiminin önemli yer işgal ettiği belirtilmektedir.


Yaşadığı dönemlerde, bütün dünyayı değişik şekillerde etkisi altına almış olan materyalist ve pozitivist felsefenin tesiriyle dinin zihinsel bir kurgudan ibaret olduğu, sanayileşme ve modernleşme sürecinde bireyin hayatındaki önemini giderek yitireceği ve sonunda da yok olacağı şeklindeki düşüncelerin oldukça yaygın olmasına rağmen, Atatürk, ülkeyi bir taraftan muasır medeniyetler seviyesine doğru yönlendirirken, diğer taraftan İslâmî değerlerin korunmasını sağlayacak ve dînî hayatı yeniden canlandıracak köklü icraatlara girişmiştir. Bu icraatların başında, halka İslâm dininin inanç sistemi, ibadet şekilleri ve ahlâk prensiplerini ehil kimselerce anlatacak, milletimiz fertlerinin İslâm ahlâkıyla mücehhez hale gelmesi için çalışacak Diyanet İşleri Başkanlığını kurmasıdır. Geldiğimiz noktada bu kurum vasıtasıyla milletimiz dinini-diyanetini, ilim ve irfanını doğru bir şekilde öğrenmekte, gerek yurt içinde gerekse yurtdışında vatandaşlarımızca inşa edilen camilerde din hizmetleri sunulmakta, din hizmetinin kalitesini yükseltmek için her geçen gün yeni yeni projeler hayata geçirilmektedir.


Sözlerini incelediğimizde, Atatürk'ün İslâm kültürüne derin vukûfiyetinin olduğu, gerçekçi bir din anlayışına sahip olduğu, söylev ve demeçlerinde, sık sık dînî değerlere, Kur'an ayetleri ve bazı hadis-i şeriflere atıfta bulunduğu ve İslâm Peygamberi Hz. Muhammed'e hürmet ve takdir duygularını izhar ettiği görülmektedir.


Yazımızın devamında tarihe mal olmuş bazı sözlerinden hareketle, onun dine yaklaşımının ana hatlarını belirlemeye çalışacağız. Yerimiz olmadığı için sözlerini doğrudan alıntılama şansımız bulunmamaktadır.


Atatürk, birey ve toplum için dinin lüzumlu bir müessese olduğuna ve toplumsal değeri haiz olduğuna inanmaktadır. Ancak Atatürk, din ile dinin tarihî yorumu ve tatbik biçimi arasındaki ince ayrımın farkında olmamızı istemektedir. Üzerinde önemle durduğu husus, dînî olanla tarihî olanın birbirine karıştırılmaması ve tarihî olan uygulamalardaki yanlışlıkların düzeltilmesidir.


Atatürk, dinin, özü itibarıyla insanların ruhî ve manevî hayatlarını dolduran, düzenleyen, onu fazilet ve iyiliğe yönelten, ona güven duygusu veren ve bu dolaylı yolla toplumsal hayatı etkileyen bir kurum olduğu görüşündedir. Ona göre din, öncelikle insanların vicdanlarına hitab etmekte, insanları gönülden fethederek, davranış kalıplarını derinden etkilemektedir.


Atatürk, her fırsatta İslam dininin akıl ve mantık ilkelerine ve insan yaratılışına uygunluk arzettiğini, dinimizin kutsal özellikleri varsayılan ruhbanlık sınıfı gibi din adamları sınıfını kabul etmediğini vurgulamıştır. Balıkesir Zağnos Paşa Camii'nin içinde 7 Şubat 1923 tarihinde bir Çarşamba günü halka yaptığı hitabede, camilerin sadece bir ibadet mekanı olarak kullanılmasının işlevini azaltacağını, mabetlerin aynı zamanda din ve dünya işleri hakkında müşaverelerin yapıldığı meclisler haline getirilmesinin yerinde olacağı görüşünü dillendirmiştir.


Günümüzde dahi tartışılan kadın konusunda Atatürk'ün görüşü oldukça açıktır. O, Müslüman milletlerin tarihte düştükleri hatalardan dolayı kadınların geri konuma itilmişliğinin sorumluluğunu İslâm'a değil, Müslümanlara yükleme taraftarıdır.


Atatürk idealinde, aydın görüşlü, dînî meselelere vukufiyetli, bilgisi, görgüsü, ifade ve davranışlarıyla muhataplarına huzur ve güven telkin eden din adamı imajının olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.


Atatürk'ün sözleri incelendiğinde onun irtica’ı; dinin icaplarına göre samimî, dinî bir yaşam sürmek değil, yenileşme yolunda yürümeye engel olmak, millî egemenlik ilkesini reddederek saltanat ve hilafetin geri gelmesini istemek, din işleri ile devlet işlerini birbirinden ayırma düşüncesine karşı çıkarak bundan politik çıkar sağlamayı amaçlamak şeklide ortaya çıkan her türlü fiil ve davranışa tekabül eden bir kavram olarak algıladığı anlaşılmaktadır.


Atatürk’ün, halkın din konusunda doğru bir şekilde bilgilenme ihtiyacını karşılamak amacıyla bugün bile en güvenilir kaynak eser olarak faydalanılan Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" adlı Türkçe tefsir kitabı ile Prof. Dr. Kamil Miras'ın "Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi" adlı hadis eserinin devlet imkanlarıyla bastırılmasını sağlaması, dine hizmet arzusunun müşahhas örneklerindendir. Başta Atatürk olmak üzere, ülkemizin bugünlere gelmesinde emeği geçen tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyoruz.
 

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

ix("p0_ "