|
Batıda İslam İmajı
(Olay Gazetesi, 1 Ağustos 2005 Cuma)
Batı’da İslam imajının oluşmasının uzun
bir tarihi arkaplanı mevcuttur. Bu
çerçevede mütalaa edilebilecek sorunlar,
İslam’ın gelişiyle ortaya çıkmış, zaman
ve şartlara göre kısmen değişikliklere
uğrasa da, temel yapı olarak fazla
değişmeden günümüze intikal etmiştir.
İslam’ın ilk dönemlerinde Batılılar,
İslam’ı kurtuluşun yegane kaynağı (ultimate
salvation) olarak gördükleri
Hıristiyanlıktan bir sapma olarak
görmüşler, Hz. Muhammedi, -haşa-
şeytanın tuzağına düşmüş bir sapkın,
epilepsi hastası, kadın düşkünü bir
kimse; Kur’an-ı Kerim’i de Hz.
Muhammed’in uydurduğu veya önceki kutsal
kitaplardan derlediği bir kitap olarak
algılamışlardır. Bu dönemlerde Batı’da
İslam’ı objektif tanıtan ilmi eserler
yazılmamıştır. Eserlerin tamamına
yakını, polemik türünden yazılmış ve pek
çok iftirayı ihtiva eden türdendi.
18. yüzyıldan itibaren Batıda yavaş
yavaş gelişen ilmi zihniyetin tesiriyle
İslam hakkında daha nesnel eserlerin
yazılmaya başlandığı görülmektedir.
Bunun sonucu olarak 20 inci yüzyılda,
İslamla ilgili eski ve menfî kanaatlerde
kısmî bir iyileşme söz konusu olmuştur.
Ancak tarihten gelen bu köklü olumsuz
imajın etkisi büyük ölçüde ortadan
kalkmamıştır. Eskiden yazılı edebiyat
veya sözlü anlatım yoluyla yapılan
günümüzde görsel iletişim aygıtlarıyla
gerçekleştirilmektedir.
Son dönemlerde yapılan anketler, sıradan
Batılıların büyük bir kısmının İslam’ı
hala kadının baskı altında tutulduğu,
köleliğin cari olduğu, kılıçla yayılan,
şiddeti ve terörü destekleyen bir din
olarak algıladıklarını, müslüman deyince
barbar, terörist, harem hayatı yaşayan,
fanatik, el kesen bir insan hatırlarına
getirdiklerini ortaya koymuştur.
Günümüzde Batı’daki İslam imajını
etkileyen ve oluşturan faktörlerin
başında medya, şarkiyatçıların
çalışmaları ve misyonerler gelmektedir.
Bu unsurlar, İslam’ı bir bakıma şiddet
ve terürizmin hinterlandı olarak takdim
etmeye devam etmektedirler. Bunun
yanısıra İslam’a mensup olup da İslam’ın
aydınlık vizyonunu karartacak fiil ve
eylemlerde bulunan müslümanların da bu
bozuk imajın oluşmasında büyük katkıları
olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.
Tam bu nokta bizi en çok
ilgilendirmektedir. Bizler başkalarına
bakmadan önce kendimize bakmayı muhakkak
öğrenmeliyiz. Dinimizin bize öğrettiği
en temel ilke budur.
Batı dünyasında gayr-ı müslimlerle iç
içe yaşayan bizlere çok ciddi
sorumlulular düşüyor. Bunların başında
temsil sorumluluğu gelmektedir.
Kendi öz değerlerimizi yeterli vechile
tanımalı ve doğru temsil etmeliyiz.
Sözden ziyade yaşantımızla bunu
gerçekleştirmeyi vazife bilmeliyiz.
Atalarımız hal kalden önemlidir
demişlerdir. Bundan davranış
güzelliğinin sözsel anlatımdan daha
etkili olduğunu anlatmak istemişlerdir.
Modern iletişimde bu durum beden diliyle
ifade edilir. Bizler iyi müslüman
olabilirirsek, müslim-gayr-ı müslim
ayırımı yapmadan herkese dinimizin bize
telkin ettiği şekilde insancıl bir
şekilde ve hakkaniyet ölçüleri içinde
muamele edebilirsek, İslamı anlatma diye
bir sorunumuz asla kalmaz. O takdirde
halimiz misyonumuzu icra eder.
Unutmalayalım her yaptığımız hata,
sadece kendimize değil, aynı zamanda ait
olduğumuz medeniyet dünyasına da fatura
edilmektedir. |