|
Cuma namazı ve cami
ilişkili hayatlar
(Olay Gazetesi 6 Mayıs 2005 Cuma)
Yüce yaratıcının kullarına verdiği
sayısız lütuflarından biri de Cuma
günüdür. Cumayı diğer günlerden ayıran
en önemli özellik, o günde cemaat
halinde Cuma namazının kılınmasıdır.
Nitekim Cenab-ı Hak bu konuda şöyle
buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Cuma
günü namaza çağrıldığınızda, hemen
Allah’ın zikrine koşun ve alış verişi
bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için
daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık
yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan
nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin
ki, kurtuluşa eresiniz.” (Cuma, 62/9) Bu
ayet-i kerime, Cuma vaktinin cuma namazı
kendilerine farz olanlar için sadece
ibadet zamanı olduğuna işaret
etmektedir. Bu ayete kulak veren
Mü’minler Yüce Allah’ın bu çağrısına
uyarak her türlü dünyevi meşgaleyi bir
tarafa bırakıp cuma namazına koşarlar.
Camide hayatlarına yön verecek
nasihatleri dinler, birlik ve beraberlik
içerisinde Yüce Mevlâdan af ve rahmet
dilerler.
Cuma namazı, Müslümanların tanışmaları,
kaynaşmaları, yardımlaşmaları, birlik ve
beraberlik şuurunu kuvvetlendirmeleri,
Allah’a birlikte yaklaşmaları için
önemli bir vesiledir. Cuma namazı,
toplumun eğitilmesinden de büyük rol
oynamaktadır. Cuma günü yapılan
vaazlarda, okunan hutbelerde,
iyiliklerin yaygınlaşması, kötülüklerin
önlenmesi, insan haklarına saygı, çevre
temizliği, birlik ve beraberlik içinde
olmanın önemi, anne ve babaya hürmet,
akraba ve komşulara iyilik, doğruluk ve
dürüstlük gibi değerler anlatılmaktadır.
Bunun yanında cuma namazı, camiye ve beş
vakit namaza alışmanın da ilk adımını
teşkil etmektedir.
Cuma namazının eda etmek üzere camiye
giden mü’min kardeşlerimizin dikkat
etmeleri gereken bir takım kurallar
bulunmaktadır. Buna göre, cumaya
giderken temiz ve güzel elbiseler
giyilmeli, insanlara rahatsızlık verecek
her türlü kokular giderilmeli, ön safta
boş yer varken arkada saf tutulmamalı,
safları aralıksız ve düzgün tutmalı, ön
safa geçmek için cemaat rahatsız
edilmemeli, hutbe okunurken susup
dinlenilmelidir. Mazeretsiz olarak Cuma
namazının terk edilmesinin günah olduğu
unutulmamalı, dini, milli ve ahlaki
değerlerle yetişmeleri için çocukların
da cumaya götürülmesine önem
verilmelidir. Cuma namazı çocuklarımızı
kendi kültürel varlığımızdan ve
değerlerimizden haberdar etmenin de en
kolay yollarından birisidir.
Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i
şeriflerinde; Cuma namazını usulüne
uygun olarak kılanların günahlarının
bağışlanacağını biz mü’minlere
müjdelemiştir.
Kur’an-ı Kerim’de Cuma namazı
kılındıktan sonra Müslümanların
yeryüzüne dağılıp Allah’ın kendileri
için takdir ettiği rızkı aralamaları
emredilmektedir. Şu halde Cuma namazını
kıldıktan sonra hemen işlerimizin başına
dönerek, bir ibadet şuuru içinde çok
çalışmalı ve üretmeliyiz. İslam’ın
ruhuna uygun olarak alan el değil, veren
el olmak için gayret etmeliyiz. Müslüman
olmak miskinliğe ve tembelliğe yöneliş
değildir. Müslümanlık mükemmel varlık
Allah’a, dolayısıyla hayatın her
alanında mükemmelliğe doğru yönelişin
adıdır.
İşimizin yoğunluğunu bahane edip cumayı
terk etmeyelim. Dünyanın işleri bitmez.
Haftada bir gün sadece 1 saatlik bir
zaman dilimini ibadete ayırmak için
gerekli planlamayı yapmak zor olmasa
gerektir. Bundan dolayı hiçbir ticari
faaliyet zarar görmez. Tam tersine
Rabbimizin inayeti, caminin bereketi,
ibadetin ruhu dinlendirici etkisiyle
işlerimizin daha verimli hale geleceği
kuvvetle muhtemeldir. Yeri gelmişken
şunu da hatırlatmış olalım: Cuma namazı
kılmakla dînen yükümlü olan ticaret
erbabının Cuma saatinde alış verişle
meşgul olması haram olmakla birlikte, iş
yerinde Cuma namazı kılmakla yükümlü
olmayan birisini istihdam etmek
suretiyle iş akışının devamını
sağlamasında dinî açıdan bir sakınca
yoktur.
|