|
Din ve diyanete ilişkin
bulgular üzerine
(Olay Gazetesi 4 Mart 2005 Cuma)
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı
(TESEV), geçenlerde “Türkiye’de
din-devlet ilişkileri ve Diyanet İşleri
Başkanlığı konusunda yaptırdığı bir
araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla
paylaştı. Araştırma, din ve Diyanet’le
ilgili son derece önemli tespitler
içermektedir. Önce bazı tespitleri
aktaralım: “Türkiye’de, 76 bin 445
camiden 23 bin 542’sinde diyanet
görevlisi yoktur. Camiye devam edenler,
ABD filmlerindeki din adamlarıyla kendi
imamlarını kıyaslıyor ve imamlarının
daha saygın olmasını istiyor. Camilere
sadece yaşlılar gitmiyor; özellikle son
dönemlerde gençlerin sayısında artış
var. Dindarlar artık daha fazla okuyup
sorguluyor. Bu nedenle bazı din
görevlileri, cemaatin seviyesine
erişmede zorlanıyor. Diyanet çok büyük
ölçüde erkeklere hizmet veriyor.
Kadınlara daha çok cemaatler ‘dini
hizmet’ götürüyor. Din görevlileri de,
cemaat de, Avrupa Birliği’ne üyelikten
yana. Diyanet’in lağvedilip din
hizmetlerinin cemaatlere bırakılması
önerisi hiçbir şekilde taraftar
toplamıyor”.
Bizim bunlarla ilgili değerlendirmemiz
ise şöyle:
1. Din hizmeti, ülkemizde hangi
gerekçeyle kamu hizmeti çerçevesinde
sunuluyorsa o gerekçe ile boş camilere
görevliler verilmelidir. Kadro
veremediğiniz camide hizmetin
verimliliğini sağlayamazsınız. Ancak
camiler de, ihtiyaca göre ve mabet
mimari özelliklerine uygun inşa
edilmelidir. Bir yerleşim mekanının
temel binalarından olan camilerin
yapımı, heyecanlı birkaç hayırseverin
anlık kararlarına bırakılamayacak kadar
ciddi bir iştir. Böyle olursa sayıları
hızla artan, çoğu kere de estetikten
yoksun camilere kadro yetiştirmek
elbette mümkün olmaz.
2. Halkımızın din adamlarının daha
saygın olmasını beklemesi
sevindiricidir. Bu, halkın dine olan
saygısının bir ifadesidir. Ancak bu
noktada gözden kaçırılmaması gereken
husus, din adamlarının halihazır
durumunun Türkiye’nin genel sosyolojik
yapısıyla doğrudan ilişkili olduğudur.
Türkiye kentleştikçe, Türkiye’nin
okulları daha kaliteli mezunlar
verdikçe, din adamları yetiştirilmek
üzere birkaç ülkeye gönderilmeye
başlandığında, görevlilerin bilgileri ve
itibarları da buna paralel artacaktır.
Hepimizin malumu, ülkemizde din
adamlarının arka planı kırsal kesimdir.
Belli bir kültürün içinde doğan ve temel
tatminlerle büyüyen gençler, din hizmeti
alanına ilgi göstermiyor. Halbuki din
hizmeti ancak parlak zihinler ve kent (medine)
kültürüyle yoğrulmuş kişilerle etkin bir
şekilde yürütülebilecek bir hizmet
alanıdır. Dolayısıyla bu alana, sözünü
ettiğimiz kişileri kanalize edecek
çalışmaları hep birlikte yapmalıyız.
Dinle bağlantımız hangi seviyede olursa
olsun, memleketimizin din adamlarının
kaliteli olması hepimizin menfaatinedir.
Ne yazık ki, mevcut insan kaynakları ve
kısıtlı imkanlarla ancak bu kadarı
oluyor. Batıda din adamlarının çıktığı
sınıf ile yetişme imkan ve süreçlerine
bakılırsa, aradaki farkın doğal olduğu
rahatlıkla anlaşılabilir. Hep söylerim;
başkalarını etkileyebilmek için din
adamları karizmatik olmalıdır.
Karizmatik şahsiyet de, sevgiyle
birleştirilmiş ve yaşantıya
dönüştürülmüş bilgiyle elde edilir.
3. Camilerdeki gençlerin sayısının
artması, dindarların daha fazla
okumaları ve sorgulayıcı bir zihne sahip
olmaları, son derece sevindirici
gelişmelerdir. Hz. Peygamberin çağrısına
uygun sonuçlardır. Diyanet’in erkek
egemen yapısı ve sunduğu hizmetlerde
erkekleri öncelemesi, fiili durumu
yansıtmakla birlikte, bunun da
Türkiye’nin mevcut sosyolojisiyle
yakından alakalı olduğunu
vurgulamalıyız. Din görevlileri ve cami
cemaatinin Avrupa Birliği’nden yana
görüş beyan etmeleri de, ülkenin
geleceği açısından son derece önem arz
etmektedir.
4. Araştırmanın en önemli bulgularından
biri de, Diyanet’in lağvedilip din
hizmetlerinin cemaatlere bırakılmasına
halkın olumsuz bakmasıdır. Ülkemizde din
hizmetinin kamu hizmeti olarak görülmesi
ve devlet eliyle sunulmasının esaslı
gerekçeleri vardır ve halkımız bunların
farkındadır. Bilindiği üzere din; insan
hayatına anlam kazandıran, insanın
insanca yaşamasına yardımcı olan,
insanların birbirlerini anlayabilmeleri
için gerekli temel iletişim kodlarını
bünyesinde taşıyan bir araçtır. Bu
gerçek göz önünde bulundurulduğunda, din
hizmetinin, toplumda hemen herkese hitap
eden ve onların yararına olacak bir
hizmet olduğu anlaşılmaktadır. Toplumun
din konusunda doğru aydınlatılmadığı
veya aydınlatma hizmetlerinin ehliyetsiz
ellere terk edildiği toplumlarda, dinin
toplumsal uyum ve huzur yerine
kargaşanın, hoşgörü yerine bağnazlığın
ya da insanın özgürleşmesi yerine bir
takım hurafelere esir düşmenin bir aracı
haline geldiği görülmüştür. Bir ülkede
herhangi bir alanda bir ihtiyaç ortaya
çıktığında, söz konusu ihtiyacın sürekli
olması ve giderilememesi durumunda kamu
düzenini etkileyen bir tehlike söz
konusu olacaksa, orada bir kamu
hizmetinin kurulması ve sürdürülmesi bir
zorunluluk halini alır. Ekseriyetin dini
inanca sahip olduğu ülkemizde, din
hizmetinin kolektif ve sürekli bir
ihtiyaç olarak ortaya çıkması keyfiyeti
karşısında, devlet bu ihtiyacın şahsî,
aynî ve maddî vasıtalarını sağlamayı,
dolayısıyla bunun için gerekli kamu
hizmeti teşkilatını kurmayı uygun
görmüştür. Diyanet kurumu, bu ihtiyaca
binaen cumhuriyetimizi kuran iradenin
tercihiyle ortaya çıkmıştır.
Yaşamakta olduğumuz bu ülkedeki İslam
din hizmetlerini bir laboratuvar olarak
görüp üzerinde çalışmalıyız. Her camide
kürsüye çıkanlar, din namına bir şeyler
söylüyor ve iniyorlar. Söyledikleri
doğru mu yanlış mı, kamu yararına uygun
mu değil mi? Bunu ölçecek bir sistem
mevcut değil. Cemaat da, hocaya sesini
çıkarmıyor. Çünkü geleneğinde böyle bir
şey yok. Bunu, hocaya ve onun temsil
makamına saygısızlık olarak telakki
ediyor. Bu arada din adına ne kadar
kişisel görüşlerin topluma servis
edildiğini erbabı anlıyor. Sanıyorum;
bunu yetkililer de hissetmiş olacaklar
ki, son zamanlarda nefret aşılayan,
ayırımcılık yapan vaizlerinin
konuşmalarını engelleyici yasalar
çıkarmaya hazırlanıyorlar. Bu da,
bizdeki sisteme benzer bir oluşuma doğru
gidişin bir işareti olarak telakki
edilebilir.
Alevilik konusundaki bulguları daha
geniş değerlendirmeyi arzu ettiğimden
burada bu konuya girmek istemedim.
Haftaya buluşmak ümidiyle... |