|
Dünyevileşme Hastalığı
(Olay
Gazetesi
03.Haziran.2005)
Dünyevileşme kavramını açarak yazımıza
başlayalım. Dünyevileşme dini inanç,
değer ve sembollerin hayatın dışına
itilmesi ve hayatın seyrinde dünyevi
hedeflerin öncelenmesidir. Bireysel
bilinçte ve toplumsal yaşamda dinin
etkisinin zayıflaması veya kaybolması
şeklinde de tarif edilmektedir. Biz buna
kutsal olanın hayattan kovulması,
sosyolog Peter Berger’in ifadesiyle,
‘kutsal kubbenin kalkması’ da
diyebiliriz. Moderniteyle birlikte bir
dünya görüşü haline geldiği anlaşılan
dünyeleşmenin dünyanın her yerinde,
özellikle de Avrupa’da azımsanmayacak
sayıda insan üzerinde etkili olduğu
açıktır.
Her ne kadar ortaçağların sonlarından
itibaren Aydınlanma, Rönesans, reform
süreçleri ile birlikte ortaya çıksa da,
dünyevişme illetinin tarihini insanlığın
kadim dönemlerine kadar geri götürmek
mümkündür.
Biz burada kutsal kitabımız Kur’an’ın
üzerinde durduğu dünyevileşmiş birkaç
figüre atıfta bulunmak istiyoruz.
Bunlardan biri, Hz. Musa ve kardeşi
Harun’un mücadele etmek zorunda kaldığı
Mısır krallarından Firavun’dur. Onun
dünyevileşme hastalığına yakalandığının
en bariz belirtisi, ‘büyüklük taslaması,
ülke halklarını kastlara ayırması,
güçsüzleri ve erkek çocuklarını
öldürerek yalnız kadınları sağ
bırakması’dır. Sonunda kızıl deniz
sularında boğularak helak olmuştur.
Bir diğer örnek ise Karun’dur. İlgisini
ve düşüncelerini bütünüyle bu dünya
üzerine odaklaştıran Karun, aşırı zengin
ve şımarık bir tiptir. Sadece
hazinelerinin anahtarlarını taşımak için
güçlü kuvvetli bir grup insan istihdam
etme zarureti bulunuyordu. Halkının
kendisine; ‘şımarma, Allah şımaranları
sevmez… Allah’ın sana verdiği bu
servetle ahiret yurdunu ara. Dünyadan da
nasibini unutma’ şeklindeki ikazına; ‘bu
servet bende bulunan bir bilgi sayesinde
bana verildi’ demesiyle ünlüdür. Buradan
da anlaşıldığı üzere, Karun’un
dünyevileşme hastalığının belirtisi,
malın-mülkün mutlak sahipliğine
soyunması, bundaki Allah’ın nasibini,
yardımını, hikmetini devre dışı
bırakmasıdır. Kur’an bu bağlamda ‘keşke
Karun’a verilenin bir benzeri bize de
verilseydi’ diyerek ona yüksünenlerle,
‘Allah’ın ahirette verecekleri daha
hayırlıdır’ diyenlere atıfta bulunmakta,
böylelikle bu tutum ve karşıtları
arasındaki mücadelenin de kadim tarihine
dikkatimizi çekmektedir.
Kur’an bir de zihinsel ve ruhsal olarak
dünyevileşmiş bir kişiyi örnek olarak
zikreder (Araf, 175-176). Bu kişiye Yüce
Allah tarafından hayatın anlamı, gayesi
ve mahiyetiyle ilgili bilgiler verildiği
halde, o dünyaya saplanıp kalmış,
nefsinin, heva ve hevesinin, günübirlik
olanın peşine düşmüş, netice itibarıyla
inanan insanın inanç yoluyla eriştiği
zihni berraklık ve ruhi dengeden yoksun
kalmıştır.
Kuran-ı Kerim insanlarının Allah’ı
unutmaları, kendilerini yeterli
görmeleri, uhrevi olandan uzaklaşmaları,
yani dünyeleşmelerinin psikolojik
saikleri hususunda da bizi aydınlatır.
Kur’an’a göre, insanlar Allah karşı
gelmekten sakınma (takva) uyarısına
aldırış etmemeleri sebebiyle, gündelik
hayatlarında Allah’ın belirlediği ahlaki
ölçülerden yavaş yavaş uzaklaşmaya
başlar. Bu Allah’ı unutma sürecidir ve
bir kırılma noktasına tekabül eder. Bu
noktadan sonra Allah da kendilerine
kendilerini unutturur (Haşr, 18-19).
İnsanın kendisini unutması demek
dünyevileşme hastalığının girdabına
düşmesi, şeytanın (kötülüğün) her türlü
etkisine açık hale gelmesi demektir. Bir
bakıma insanın Kur’an’ın furkan diye
tanımladığı hak ile batılı tefrik gücünü
kaybetmesidir.
Kur’an’ın bu üç örnekle bize tanıttığı
dünyevileşme hastalığına dünyanın her
yerinde ve de islam toplumlarında
yakalanan insanların sayısı az değildir.
Bu kendini umumiyetle büyüklenme,
kendini yeterli görme, sınırsız üretim
ve sınırsız tüketim, cinsel sapkınlılar,
adaletsiz paylaşım, sömürü olarak
kendini belli etmektedir. Bundan
korunmanın yolu, Allah’ın rahmetinin bir
eseri olarak bize armağan ettiği kutsal
değerleri hayata geri döndürmeye
çalışmaktır. Çünkü bu değerler bize
yaşamın nihai anlamına ilişkin gerekli
kodları sunmakta, tevazu ve alçak
gönüllülüğü, adalet ve dayanışmayı,
tutumlu olmayı ve paylaşımı, aile
hayatını ve sadakati telkin etmektedir.
|