.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

Farklı din anlayışları üzerine

(Olay Gazetesi 23 Eylül 2004 Cuma)

 Din söz konusu edildiğinde insanların çoğu farklı din anlayışlarının sebebini merak ederler. Sıkça dillendirilen soru şudur: Aynı kitaba ve aynı peygambere inandığımız halde müslümanlar arasında neden bu kadar çok farklı din anlayışı ve yaşayış tarzı mevcuttur. Böylelikle bir anlamda da söz konusu farklılıklardan duyulan rahatsızlık da dile getirilmiş olur. Esasen ilahiyat eğitimi almamış bir kimse için bu soru son derece normaldir. Ancak meseleye dini metinler, din sosyolojisi ve psikolojisinin verileri açısından bakıldığında, dünyanın her yerinde mensupları bulunan bir dini gelenek için tek bir anlayışın mümkün olamayacağı rahatlıkla anlaşılır. Bu durum hem geçmiş hem de günümüz için geçerlidir. İslamın evrenselliği ve herkes için rahmet oluşunun sırrı da, bünyesindeki farklı anlayışları barındırabilecek potansiyeli taşımasında saklıdır.

Dinin muhatabı insandir. Yani dini anlayacak ve yaşayacak olan insandır. İnsanın karakter farklılığı ve tabiatındaki eğilimler, yöneldiği objeyi anlamada birincil rol oynamaktadır. Kimi insan tepkiseldir karşılaştığı sorunları şiddete başvurarak çözmek yanlısıdır. Kimisi akılcıdır. İnce eleyip sık dokumaya çalışır. Kimi geleneklerine bağlıdır. Değişime tepki gösterir. Kimi de uzlaşmacıdır. Bu karakterlerden birisine sahip olan veya birisinin ağır bastığı kimseler, dini meselelere de aynı ruh hali içinde yaklaşırlar. Dini metinleri sahip oldukları eğilimler doğrultusunda anlayıp yorumlamaya çalışırlar.
Ayrıca sosyal, kültürel, ekonomik, tarihi, politik ve kültürel yapılar da dinin farklı anlama ve yorumlanmasına önemli oranda sebep olur. Farklı islam topluluklarının İslam anlayışları arasındaki ton farkının nedeni de büyük ölçüde budur.
Dahası dini metinler (Kur’an ve sünnet) din diline sahiptir. Din diline sahip bir metnin anlaşılması özel birikim ister. Ayrıca dini metinlerin içinde farklı anlamlara gelen ifadeler de yer alır. Kişiler bu metinlere hangi kültürel düzey ve bakış açısıyla yaklaşırlarsa, ona uygun sonuçlar elde ederler. Herkes görebildiği ve algılayabildiği kadarıyla yetinir.
Kısaca ifade etmeye çalıştığımız bütün bu sebepler, farklı din anlayışlarının ortaya çıkmasına ve zamanla mezhep adı altında kurumsallaşmasına sebep olmuştur. İslam alimleri din ile tarihsel süreçte beşerin katkılarıyla ortaya çıkmış din anlayışlarının birbirinden ayırd edilmesi gerektiğine dikkatlerimizi çekmişlerdir.
Şu halde Kur’an ve sünnet açısından farklı din anlayışlarına nasıl yaklaşmalıyız? Hud Suresinin 118 ayetinde: “Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. Fakat onlar ihtilafa düşmeye devam edecektir”; Yunus Suresinin 99 uncu ayetinde ise: “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?” buyrulmaktadır. Hz. Peygamber de bir hadisinde ihtilafı rahmet olarak nitelendirmiştir. Bu ayet ve hadislerde din alanında farklı anlayışların tabii karşılanması gerektiğine işaret vardır. Buradan hareketle islam bilginlerinin ekserisi müslümanları farklılıkları çekişme ve ötekini yok sayma gibi uç noktalara götürmeme, farklı anlayış ve görüşleri zenginlik kaynağı olarak görmeye çağırmışlardır.
Bununla beraber İslam toplumun birlik ve bütünlüğü bozucu, kaosa sürekliyici, terörize edici her türlü fikir ayrılığının da yasaklandığını vurgulamak gerekir. Ali İmran Suresi 103 üncü ayetinde Yüce Allah “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın”; Enfal 46’da: “Allah’a ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Aksi taktirde zaafa düşer, kuvvet ve devletinizi elden kaçırırsınız” buyurmaktadır.
Bu ayetler de, fikir ayrılıkları her ne kadar tabii ve kaçınılmaz ise de, bu serbesti, Müslümanların bölünmesine ve parçalanmasına yol açmaması şartı ile sınırlı olduğuna işaret etmektedir.

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

yle=Ù—t