.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 
Gençliğimiz ve geleceğimiz

(Olay Gazetesi 15 Nisan 2005 Cuma)

Türkiye gibi İslam inanç değerlerinin etkili olduğu bir çevrede Müslüman anne ve babadan dünyaya gelen bir kişi büyük olasılıkla İslam inancını benimsemektedir. Hayatının değişik dönemlerinde inançlarıyla ilgili bazı sorgulama dönemleri geçirse de, insan içinde doğduğu ailenin ve çevrenin çoğu zaman farkında olmaksızın kendisine aktardığı değerlerden kolay kolay kopmuyor. Ailenin ve çevrenin koruyucu ve değer aktarıcı bu fonksiyonu göz önünde tutularak, İslami bir muhitte dünyaya gelmenin ve yetişmenin en büyük nimet olduğu ifade edilir. Biz Türkler için çevre nimetinin farklı açıdan bir değeri daha vardır. Ecdadımız akıl, sevgi ve hoşgörünün şekillendirdiği İslam kültür çevresi miras bırakmıştır bize. Bu sayede bizler İslam’ı akılcı İmam Maturidi’den, hoşgörü abidesi olan Mevlana’dan, sevgi kaynağı Yunus Emre’den, hikmet sahibi Hoca Ahmet Yesevi ve Şeyh Edebali’lerden öğrenme fırsatına kavuştuk. Bunun ne kadar önemli olduğunu, katı, sert, mutaasıp, dışlayıcı, tekfir edici ve şiddet yanlısı İslam anlayışının temsil edildiği bölgelere yolunuz düştüğünde iyi anlıyorsunuz. Elbette bu mirası bize bırakanlara minnet borçluyuz.

Ne var ki içinde yaşadığımız bu ülkede doğup büyüyen çocuklarımız ve gençlerimiz bu nimetten mahrumdurlar. Bu mahrumiyetin tahribatını asgariye indirgemek için ailelere büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. İngiltere Türk toplumunun geleceği ailelerin çocuklara ve gençlere yönelik sorumluluklarını yerine getirmedeki başarılarıyla yakından alakalıdır. Bu alandaki ihmalin bedeli, geleceğimizi kaybetmek olarak karşımıza çıkacaktır. Bu ülkede güvenli bir geleceğimiz olsun istiyorsak, gençlerimize yatırım ve masraf yapmak zorundayız. Evladımıza bırakacağımız maddi değerlerin çok hızlı değişen dünyada geleceklerini garanti etmek bir yana, ilgilerini dahi çekip çekmeyeceğini şimdiden kestiremeyiz. Tıpkı birkaç nesil sonra gelecek neslimizin Müslüman kalıp kalmayacağını, kendi dilimizi konuşup konuşamayacağını kestiremediğimiz gibi.

Gençlerimize öncelikli olarak dinimizi ve dilimizi sevdirmenin arayışı içine girmeliyiz. Din hepimiz için bir güvenlik alanı ve kurtuluş yoludur. Helal et yeme” duyarlılığından çok daha derin bir şeydir. Bu bakımdan gençlere dinin varoluşsal anlamını, dinin nereden geldik, nereye gidiyoruz sorularına cevaplar sunarak hayatımızı anlamlandıran bir değerler şeması olduğunu kavratmalıyız. Onlara İslam’ın evrensel değerlerini tanıtmalı, özellikle İslam’ın adaletli ve dürüst olmayı, işleri ehline vermeyi, işleri istişare ile yürütmeyi, din, fikir, çalışma, ticaret, mülk edinme ve seyahat özgürlüklerine saygılı olmayı, iyilikleri yaygınlaştırmayı ve kötülüklerle mücadele etmeyi, barışı, birlik ve beraberliği istediğini, ilmi, sanatı, tekniği, çalışmayı, üretmeyi, gelişme ve ilerlemeyi, temizliği, disiplini ve intizamı teşvik ettiğini, cehaleti, tembellik ve miskinliği, dilencilik ve uyuşukluğu, ahlaksızlık ve saygısızlığı, anarşiyi ve fesadı, insanlara yük olmayı, çalışmadan ve haksız yollardan kazanmayı, aldatma ve sahtekarlığı, rüşvet ve tefeciliği, hırsızlık ve dolandırıcılığı, kumarı, işkenceyi ve benzeri kötülükleri yasakladığını öğretmeliyiz. Bunlar temenni ile olacak şeyler değildir. Emek ve gayret ister. Bu yüzden Müslümanlar’a emek verebilecekleri, helal yoldan besleyebilecekleri, eğitimini verebilecekleri kadar çocuk sahibi olmak tavsiye edilmiştir.

Dil de aynı öneme sahiptir. Büyük dilciler dili milletin namusu olarak nitelerler, onu toplumun maddi ve manevi bütün iç dinamiklerini harekete geçiren en büyük güç olarak görürler. Bir toplumda dil zayıflarsa bu bir çok olumsuzluğu da tetikler. Bunu Çinli büyük filozof Konfiçyüs ne güzel dile getirmiş: Kendisine “Ülkenin yönetimi sana bırakılsa ne yapardın?” diye sorulduğunda, “Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmekle, dili düzeltmekle işe başlardım” diye cevap verir. Gerekçesini de şöyle açıklar: “Dil düzgün olmayınca söylenen söylenmek istenen değildir. Söylenen söylenmek istenen olmayınca yapılması gereken yapılmadan kalır. Yapılması gereken yapılmadan kalınca törelerle sanatlar geriler, törelerle sanatlar gerileyince de adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkınca halk çaresizlik içinde kalır. Bu sebeple söylenmesi gereken başı boş bırakılamaz. Onun için dil her şeyden önemlidir”.

Yerimiz de kalmadı ama dilin önemini vurgulamak için bu sözlere ilave edecek benim başka sözüm yok. Ne olur gençlerimizin diliyle biraz meşgul olalım. Dilleriyle dilim dilim olmadan. Atatürk’ün çocuk ve gençlere armağan ettiği 23 Nisan’a ve Kutlu Doğum’a doğru uzanırken gönlümüzden geçenleri paylaşmış olduk. Haftaya buluşmak ümidiyle...

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

ayatta d ı