.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

Kadınların İmameti Meselesi

(Olay Gazetesi 1 Nisan 2005 Cuma) 

Amerikalı Amine Wadud’un erkekli kadınlı cemaate kameralar önünde şov yaparcasına Cuma namazı kıldırması, ülkemiz dahil bütün dünyada epeyce tartışmaya neden oldu. Bu hareket kimilerince müslüman kadının emansipasyonunun bir işareti, kimilerine göre de dejenerasyonun somut bir örneğiydi. Bu yazıda biz de bu gelişmeyi kendi zaviyemizden ele almaya çalışacağız.

Belirtmek istediğimiz ilk husus, erkek egemen geleneğin baskısıyla İslam dünyasında kadınların kendilerine tanınan hakları tam olarak kullanamadıklarıdır. Bu durum farklı İslam ülkelerinde değişik formlarda karşımıza çıksa da, kabul edilmelidir ki, bir ikinci plana itilmişlik hali söz konusudur. Bu sebeple kadınların insan olmakla doğal olarak sahip oldukları ve çalışmalarıyla sonradan hak ettikleri bütün haklarını kullanmak istemeleri, bu çerçevede erkek egemen yapıya direnç göstermeleri son derece anlamlı bir harekettir. Bu gayretlerin başarısı için herkesin yardımcı olması icab eder. Bizce erkekle kadını Yüce Allah katında eşit varlıklar olarak değerlendiren bir dine mensubiyetin, ‘en hayırlınız kadınlarınıza iyi davrananızdır’ diyen Hz. Peygamber’e bağlı olmanın geregi budur.
İkinci olarak vurgulamak istediğim nokta, müslüman kadınların hak ararken başvurdukları yöntemin gelenekle ne derece barışık olduğudur. Bu barışıklığın veya uzaklaşmanın müslüman kadın hareketinin başarıya ulaşmasında veya başarısızlığında oldukça etkili olacağı kanaatini taşıyorum. Kadınların özne olma mücadelesinde özden, yani Kur’an ve Sünnet ile 1400 asırlık köklü bir gelenekten kopmaları hareketin boşluğa düşmesine veya başka bir geleneğe eklemlenmesine sebep olacaktır. Nitekim bugün Amine Wadud vari namaz eyleminin, İslam kadın hareketinin ilk öncüsü sayılabilecek Hz. Aişe’nin mücadelesini değil de, geçen yüzyılın suffragistslerini çağrıştırması, kananatimce gelenekle irtibatsızlığındandır. Zaten kadını gelenek geri plana itti, nesiyle bağ kurulacak denirse, bizim cevabımız, geleneğin içinde kadını yücelten kuvvetli damarların mevcut olduğu, bunların görmezlikten gelinmemesi gerektiğidir.

İkinci husus, ibadetin şova dönüstürülmesinin dini hayata yönelik onarılmaz yaralar açacağına dair endişelerimdir. İbadetler Yüce Yarattıcı ile kurulan özel iletişimin biçimsel göstergeleridir. Allah’a boyun eğiş amacıyla ve iştenlikle yapıldığında ancak ibadet değeri taşır ve kul ile Allah arasında mahrem ilişkiyi hasıl eder. Aksi halde bir gösteriden ibaret olur. Onun içindir ki dini kaynaklarımızda ibadetine zerre miktan kibir veya başka hesaplar karıştıranların bundan bir yarar görmeyecekleri belirtilmektedir.

Tartışmalarda dikkatimizi çeken bir başka husus da kadınların erkeklere namaz kıldıramayacağına ilişkin izahların teolojik düşünce temeline oturtulamayışıdır. Bu uygulamanın arka planında, kadın imamın arkadaki erkek cemeati tahrik edeceği düşüncesinin olduğu ima edilmeye çalışılmaktadır ki bu yanlış bir gerekçelendirmedir. Böyle olsaydı, sayın Prof. Dr. Beyza Bilgin’in önerdiği şekliyle, kendine güvenemeyen cemaati kadınların namaz kıldığı balkona göndermek suretiyle kolay bir çözüm yolu bulmak mümkün olabilirdi. Bence hikmeti başka noktalarda aramak gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Formları belli olan namaz gibi ibadetlerin tamamı, beşer mahsulü olayıp Tanrı tasarımının ürünleridir. Bu tasarıma beşerin müdahalesi haddi aşmak olarak görülür. İnsan, ontolojik olarak farklı bir varlık zeminine sahip olduğu için onun Yüce yaratıcıya itaat etmesinin yolu, beşer düşüncesinin ürünleri olamaz. İbadet alanı, İslamın iç içe geçmiş üç halkasından en özde olanı teşkil eder ve İslamın ana ve değişmez unsurunu oluşturur. Bu bakımdan Allah bizim ibadet olarak ne yapmamız gerektigini belirlemiş ve peygamberi aracılığı ile de bunun nasıl olacağını göstermiştir. Bu şekli vahye ulaşma kanalları kapalı olan bizlerin değiştirmesi, yapılacak değişikligin Yüce Yaratıcıyı hoşnut edip etmeyeceğini bilmemiz mümkün değildir. O halde ibadetler, Hz. Peygamber tarafından nasıl öğretildiyse öylece yerine getirilmelidir.

Hz. Peygamber döneminde kadınların yabancı erkeklere namaz kıldırdıklarına dair bir bilgiye sahip değiliz. Sahip oldugumuz tek bilgi, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in istisnai olarak Ummu Varaka isimli Kur’an hafızı bir hanıma kendi ev halkına imamlık yapmak üzere izin vermesidir. Ummu Varaka’ nın ev halkı ise, ölümünden sonra azad olmak kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibaretti. Onun örneği son derece spesifik bir durum arzetmektedir. Nitekim bu rivayetleri ve spesifikliğini dikkate alan az sayıdaki İslam bilginleri, kadınların sadece zaruret halinde erkeklere imamlık yapabileceklerini, bunun normal haller için geçerli olmayacağını belirtmişlerdir. İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şafi’i gibi müctehit fakihlerin çoğunluğu ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir. Bu ana çizgidir (mainstream). Kadınların haklarına kavuşma mücadelesine destek olunmalı ama dini gelenek de dejenere edilmemelidir. İbadetlerin formlarını değiştirmeye kalkışırsanız geride ne din kalır ne de gelenek. Böyle bir toplumun geleceği de olamaz.

 

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

ütg