|
İslam
ve çevre bilinci
(Olay
Gazetesi
10.Haziran.2005)
Geçtiğimiz Pazar Dünya Çevre Günü’ydü.
Önümüzdeki hafta da (13-19 Haziran)
Çevre Koruma Haftası. Bu vesileyle biz
de yazımızı bu konuya tahsisi ettik.
Değerli okurlarım! Bu çevre konusunu çok
ciddiye almamız gerekiyor. Galiba ahir
zamanları yaşıyoruz. İslam inancında bir
süreç halinde olduğu kabul edilen ve
varlığın bir aşamasını oluşturan
Kıyametin, çevre sorunları diye
adlandırdığımız sebeplere bağlı olarak
gerçekleşeceğe benziyor. Uzmanlar
tabiatın ihtirasla tahribinin sonucu
gerçekleşen global ısınmanın yakın
gelecekte iklim değişiliklerine neden
olacağını, buzulların eriyeceğini,
dünyamızın önemli bir kısmının sular
altında kalacağını söylüyorlar. Felaket
tellallığı yapmak istemem ama, bu
Kur’an’da tasvir edilen Kıyamet
sahnelerinden biri gibi geliyor bana.
Yüce Allah Kur’an’da dünyayı belli bir
denge ile (mizan) yarattığını belirtiyor
ve ardından ikaz ediyor: ‘Sakın dengeyi
bozmayın’. (Rahman, 7-8). Bu uyarıyı
dikkate almayanlara da şunu
hatırlatıyor: “İnsanların bizzat kendi
işledikleri yüzünden karada ve denizde
düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının
bir kısmını onlara tattırsın; belki de
(tuttukları kötü yoldan) dönerler.”
(Rum, 41). Bu, tabiattaki dengenin insan
tarafından bozulabileceği ve bunun ağır
faturasını yine insanın kendisinin
ödemek zorunda kalacağı anlamına
gelmektedir. Doğrusu bugün insanlık bu
faturayı ödemeye başladı bile.
Mevsimlerdeki değişiklikler, çevre
kirliliğinin neden olduğu hastalıklar ve
daha nice sorunlar bu faturanın sadece
bir kaçından ibarettir.
İslam dini, kozmik çevreyi Allah’ın
varlığının delili, ilim, irade ve
kudretinin bir eseri olarak görür. Bu
açıdan İslam inancında dünyanın manevi
değeri çok yüksektir. İslamın dünyanın
faniliğine yapmış olduğu kuvvetli vurgu,
onun değersizliği anlamında değildir. Bu
vurgunun amacı, insanı gerçeğin diğer
yüzünden haberdar ederek onu iyiye ve
hayra yönlendirmektir. Yaşadığımız dünya
ebedi yaşamda mutluluğa erişme imkanını
elde edebileceğimiz yegane mekan olması
itibarıyla da çok önemlidir. Ayrıca
kainattaki varlıklar, inanan bir insan
gibi, Allah’a kulluk ve ibadet ederler.
O’na fiilen kendi içlerinde tanıklık
ederler. “Yedi gök, yer ve bunlarda
bulunan herkes onu tesbih eder. O’nu
övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey
yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini
anlayamazsınız” (İsra, 44) ayeti, bu
gerçeğe işaret eder. Buradan hareketle
kozmik çevreyi Allah’ın bir emaneti,
Allah inancına ulaşacağımız kanıtlar
meşheri, ebedi yurdumuzu kazanağımız
alternatifsiz bir mekan olarak görüp onu
korumak için gerekli duyarlılığı
göstermemiz gerekiyor.
İslam’ın inşa edildiği zaman diliminde
sözünü ettiğimiz duyarlılık gösterilmiş
ve çevre bilinci bir siyaset haline
getirilmiştir. Bu dönemde Hz. Peygamber
boş arazileri ormanlaştırmaya çalışmış,
Medine, Mekke ve Taif şehirlerinin
civarını, bugünkü tabiriyle sit alanı
(harem bölgesi) ilan etmiştir.
Raşit halifeler döneminde de bu
duyarlılık sürdürülmüştür. Mesela
birinci halife Hz. Ebu Bekr’in savaş
halinde uymak üzere askerlerine verdiği
on emrin birçoğunun çevreyi korumaya
yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu
bilinç islam toplumlarında belli bir
döneme kadar muhafaza edilmiş ise de
giderek zayıflamıştır. Çevreye mekanist
nazarla bakan Batı’daki kadar olmasa da,
tabiat hoyratça kullanılmaya başlanmış,
hayvanlara ve bitkilere yönelik insani
ve islami duyarlılıklardan
uzaklaşılmıştır.
Kitaplarımız ecdadımızın, özellikle
sufilerin çevre bilincinin çok yüksek
olduğuna işaret eden anekdotlarla
doludur. Bunlara hayran kalmamak mümkün
değil. Enteresan birini zikretmek
gerekirse, bir sufi otururken abayesinin
eteğininde bir kedinin uyuduğunu
farkeder. Kedinin uyuduğu o parçayı
keserek onu uyandırmadan kalkar gider.
Ne kadar ince bir davranış değil mi?
Ecdadımızın münhasıran hayvanları ve
kuşları korumaya yönelik nice vakıf ve
hastaneler kurduğunu, kuş evleri
yaptıklarını not etmekte yarar mülahaza
ediyorum. Biliyorsunuz içinde
yaşadığımız bu toplumda hayvanlara karşı
son derece müşfikane bir tutum
sergileniyor. Merketlerde evcil hayvan
yiyeceği satan reyonlar oldukça geniş
yer tutuyor. Bunları her gördüğümde
İslam’ın rahmet yüklü mesajını çok iyi
özümsemiş ecdadımı hatırlar, sokaklarda
hayvanları kurşunlamak için tam techizat
devriye gezen onların torunlarının
sergilediği merhametsiz tavırlar
karşısında ise müthiş hayıflanırım.
|