|
Beşeriyetin özlediği
kutlu doğum
(Olay Gazetesi 22 Nisan 2005 Cuma)
Kutlu doğumun bereketi yağıyor
üzerimize. Her yerde ve bütün dillerde
Hz. Muhammed Mustafa’nın adı anılıyor,
getirdiği rahmet yüklü mesajları
anlatılıyor. Bizleri hiçbir zaman
gönlünden çıkarmayan onun aşkı ve
sevgisi yüreklerimizi titretiyor.
Dillerde ilahiler, gözlerde buğulu
yaşlara dönüşüyor. Meğer O’na ne kadar
da hasretmişimiz. Buhranlı, sevgisiz,
ümitsiz geçen günlerin içimize attığı
hasret bu galiba. Kan, şiddet, terör ve
savaşların sebep olduğu huzur ve sükunet
özlemi bu herhalde.
Ansizin çıkıp gelse de Medineliler gibi
ilahiler söyleyerek karşılasak onu. “Ay
doğdu üzerimize, Veda tepesinden. Şükür
gerekti bizlere, Allah’a davetinden. Sen
güneşsin, sen aysın, Sen nur üstüne
nursun. Sen Süreyya ışığısın, Ey
sevgili, ey Resül!” diyerek döksek
ortaya sevincimizi.
İzinin tozuna sürebilsek yüzümüzü.
Yaşama sanatının şifrelerini alsak
ondanDizinin dibine oturarak yeniden
öğrensek güzel İslam’ımızı ondan…
Bidatleri, hurafeleleri, din adına
söylenen yalanları, yapılan
istismarları, kırılan kalpleri,
bağnazlıkları farketmenin ölçüsünü
öğrensek ondan. Hayatın anlamını,
varoluşun sırrını yeniden keşfedebilsek
onun sözlerinden.
Kötülülüklerden uzak duracağımıza,
çocuklara, kadınlara, yaşlılara,
engellilere, yetimlere, yoksullara iyi
davranacağımıza, haklarını koruyup
gözeteceğimize, dürüst ve mazlumdan yana
olacağımıza dair yenilesek biatlarımızı.
En vahşi bir toplumdan kısa sürede
medeni bir toplumu nasıl inşa ettiğini
sorabilsek ondan.
Oluk oluk akan kanı nasıl durdurduğunu,
birbirine düşman kabileleri nasıl
barıştırdıgını, insanları nasıl kardeş
yaptığını, nefret olan yere sevgiyi,
kuşku olan yere inancı, ümitsizlik olan
yere ümidi, karanlık olan yere
aydınlığı, üzüntü olan yere sevinci
nasıl taşıyabildiğini sorabilsek ondan.
Kuvvetle hikmet arasında ahengi ve
dengeyi nasıl kurduğunu bir sorabilsek.
Sorabilsek diyorum, çünkü bunlara
dünyanın acil ihtiyacı var. Zira
güçlüler acımasız davranıyor, güçsüzleri
eziyorlar, kadınları dul, çocukları
öksüz veya yetim bırakıyorlar.
Bunları sorabilme imkanına kavuşanlara
saadet asrının bahtiyarları deniyor.
Aman Allah’ım ne muazzam bir talih bu.
Simülasyonu bile müthiş bir heyecan
uyandırıyor. Bir yandan kutsal bilginin
rahmet gibi canlı akışına tanıklık etmek
öte yandan en sevgilinin sevgi ve rahmet
kanatları altına girmek.
Elbette her fani gibi o da bu dünyadan
göçerek hakka yürüdü. Giderken son
nefesine kadar “ümmetimin selametini
isterim, ümmetimin emniyetini isterim”
sözünü dilinden hiç eksik etmedi. Onun
gönlündeki bu derin sevgiye mukabelede
bulunmak isteyenlere düşen görev de,
herhalde onun tebliğ ettiği kelamı
kadime ve ortaya koyduğu sünnete ve
sirete sahip çıkmak olsa gerektir.
Efendimizi yakından tanıyanlar, onun
sevgisini kara bir sevdaya, yakıcı bir
aşka dönüşmüşlerdir. Gerçek bir aşık Ali
Ulvi Kurucu’nun şu dizeleri, bu sevda ve
aşkın kelimelerle vücut buluşundan başka
bir değildir:
Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim,
Bir ben değil, âlem sana kurbandır
Efendim.
Ecrâm ü felek, Levh u Kalem, mest-i
nigâhın,
Dîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim.
Mahşerde nebîler bile senden medet
ister,
Rahmet, diyen âlemlere, Rahman’dır
Efendim.
Kıtmîrinim ey Şâh-ı Rusül, koğma
kapından,
Asilere lütfun, yüce fermândır Efendim.
Gönüllerdeki bu sevgi, İslam sisteminin
güneşi gibidir. Güneşin bütün
gezegenleri yörüngesine oturtan,
hareketlerini düzene koyan etkisi gibi,
Resulullah sevgisi de, insanın bütün
duygularını, düşüncelerini,
davranışlarını ve ilişkilerini öyle
düzene koyan bir sevgidir. İslâm
medeniyetinin bir sevgi medeniyeti
olmasının sırrı burada saklıdır. Bu sır
mimarîden, musikiye, düşünceden,
edebiyata; hâsılı topyekûn hayatta
kendini göstermektedir. Allah ve
Peygamber sevgisi, ufuk açan ve yol
gösteren özelliğiyle içimizde yaşamaya
ilelebed devam edecektir. Kutlu Doğum
Hafta’nızı tebrik ediyorum… |