.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

Hz. Peygamberin Sünnetini Anlamak

(Olay Gazetesi 27 Mayıs 2005)

Sünnetin Kur’an-ı Kerim’den sonra İslam’ın ana kaynaklarından ikincisi olduğu görüşü, İslam tarihi boyunca ağırlıklı olarak benimsenen bir görüş olmuştur. Bunda, günümüzde de bir değişiklik söz konusu değildir. Bugün yapılan tartışmalara baktığımızda, daha ziyade Hz. Peygamberin sünnetinin yaşanılan gerçeklikle nasıl buluşturulacağı konusunun ön plana çıktığını görüyoruz. Başka bir ifade ile, sünnetin tespiti çerçevesinde yapılan ilmi çalışmalarda epeyce mesafe ve sonuç alındığı için, ilgili ilim camiası mesaisini daha ziyade sünnetin günümüze tercümesi sorunu üzerinde yoğunlaştırmış durumdadır. Bu benim açımdan son derece sevindirici bir gelişmedir. Bu arada tercüme derken dilsel aktarımdan bahsetmediğimi de hemen belirteyim. Sünnet literatürünün tamamına yakını dilimize çevrildiği için böyle pratik bir ihtiyaç da gözükmüyor. Tercüme derken sünnetin günümüz koşullarında hayata geçiriliş biçimini kastediyoruz.

Bu konuda şekli ve ilkesel olarak tanımlayabileceğimiz iki yaklaşımla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Birinci yaklaşıma göre, Hz. Peygamberin sünnetini günümüzde tatbik için O’nun söz, fiil ve takrirlerinden ibaret olan sünnetini olduğu gibi aynen uygulamak (taklit); ikinci yaklaşıma göre ise, sünnete uymak için ilk olarak Hz. Peygamberin söz fiil ve takrirlerinin altında yatan temel ilke, amaç ve prensipleri tespit etmek, bilahare bunların günümüzde yeniden pratiğe dökmenin formlarını geliştirmek gerekir. Her şeyden önce gerek tarihte gerekse günümüzde oldukça fazla taraftar bulan her iki yaklaşıma da saygı duymak durumundayız. Zira insanların tercihleri ilmen savunulabilir bir çerçeveye oturduğu müddetçe her zaman muhteremdir ve saygıyı hak eder.

Şimdi lafı daha fazla uzatmadan kendi görüşümüzü yansıtalım. Her şeyden önce klasik kitaplarda sünen-i hüda diye tanımlanan ve Hz. Peygamberin risalet (peygamberlik) yetkisine dayanarak ortaya koyduğu dinin temelleriyle ilgili olan sünnetler, öz ve sekil itibarıyla aynıyla muhafaza edilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Zira o alanda şekil ile öz iç içe geçmiş ve vahiyle yönlenmiştir. Bunun yanı sıra yine klasik kitaplarımızda sünen-i zavaid diye adlandırılan sünnetlerin, yani Hz. Peygamberin bir insan olarak zaman, mekan, lokal kültürün etkisi altında söylediği sözlerin veya sergilediği davranışların bağlayıcı olmadığını, bireysel tercih çerçevesinde kalmak kaydıyla bu tür sünnetlere de arzu edenlerin uyabileceğini düşünüyorum. Ancak kendi bireysel tercihlerini başkalarına dayatanları isabetli bulmuyorum. Zira Peygamberin beşeri yönüne dayalı konularda kendisine uyulması gerektiğine dair bir talimatı olmamıştır. Yaygın olarak kullanılan şu örnek zihin açıcıdır: Hz. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde Medine halkının hurmalarını aşıladığını görmüş, onlara; tamamen kendi beşeri tecrübesine dayanarak; “Bunu yapmazsanız öyle umuyorum ki daha iyi olur” demiştir. Bunun üzerine Medine halkı, hurmaları aşılamaktan vazgeçmiş, ancak ertesi sene hurmaların yemişleri azalmıştır. Durum Allah’ın Resulüne aktarılınca: “Size dininizle ilgili bir şey emredersem onu alın, dünya işlerinizle ilgili kendi görüşüm olan bir şeyi emredersem, ben ancak bir insanım. Siz dünya işinizi daha iyi bilirsiniz” demiştir. Bu olay sünen-i zevaid konusunda bize güzel bir ölçü sunmaktadır.

Bunun dışında Hz. Peygamberin sosyal, siyasal ve ekonomik alana ilişkin söz ve davranışları da olmuştur. Bu alandaki sünnet, sözleri veya pratik uygulamaları değil, bu söz ve davranışlara yön veren, kılavuzluk eden temel ilke ve prensiplerin bütünüdür. Bu ilkeler O’nun zihniyeti ve dünya görüşünü teşkil eder. Sünnete uymak, Hz. Peygamberin davranışlarının altında yatan amaç, gaye, ilke ve prensipleri rehber edinerek hadiseleri bunların ışığında değerlendirmektir. Sünnet birikimi de Hz. Peygamberin zihniyetine vukufiyettir. Hadisçiler sünnetin sahihini zayıfından ayırt edebilmek için, kişinin hadis zevkine sahip olması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu ise, Hz. Peygamberin zihniyetine aşina olmaktan başka bir şey değildir. Sözünü ettiğimiz bu ilkelerin (sünnet) tespiti, Hz. Peygamberin sözleri veya davranışlarına ilişkin tarihi kayıtların incelenmesiyle mümkün olacağından, bu kaynakların bizim için çok kıymetli olduğu izahtan varestedir.
Yazımızı Hz. Peygamberin sünnetlerinden bazılarını hatırlatarak bitirelim: Hz. Peygamberin sünnetine uyan Müslüman, kendisinden başkalarının emin olduğu insandır. Kusurları gören değil, örtendir. Anlayış bekleyen değil, anlayış gösterendir. Alan değil verendir. Sevilmeyi değil sevmeyi önceleyendir.

Haftaya buluşmak ümidiyle....

 

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

alige