|
İslami hayatta tatil ve eğlence sorunu
üzerine
(Olay Gazetesi, 17 Haziran 2004 Cuma)
Yaz geldi, tatil mevsimine giriyoruz. Bu
vesile ile bu haftaki yazımızı, bir
soruna dönüştüğü belli olan islami
hayatta tatil ve eğlence konusuna tahsis
ediyoruz. Amacımız okuyucularımızı bu
konuda ileri okumalara sevketmektir.
İslam toplumlarında bu konuya ilişkin
ilk bakışta iki yaygın tutum göze
çarpmaktadır. Birincisine dindarlık
adına geliştirilmiş bir tutum
diyebiliriz. Buna göre dünyevi yaşamda
zamanın anlamını belirleyen en temel
faktör, Yüce Yaratıcı’ya kulluktur.
Kulluk ise hayatı belirlenmiş kurallar
çerçevesinde ve belli bir ciddiyet
içerisinde geçirmeyi gerektirir. Bu
açıdan eğlence ve tatil, bir anlamda
zaman israfı ve ciddiyetten uzaklaşma
manası taşır, dolayısıyla İslami yaşam
tarzında yeri olmamalıdır.
İkincisi ise modern tatil ve eğlence
kültürünün geliştirdiği bir tutumdur. Bu
da daha ziyade varoluş bilincinden
yoksun, insanlık onur ve haysiyetini
dikkate almayan bir anlayış çizgisinde
gelişmektedir. İslami perspektiften
bakıldığında her iki tutumun da ciddi
amlamda sorunlu olduğu göze
çarpmaktadır.
İnsanın yapısına ve yaratılış
özelliklerine uygunluk iddiasında olan
bir dinin, dinlenme ve eğlenme gibi
insanın tabii ihtiyacını görmezlikten
gelmesi düşünülemez. Nitekin Kur’an-ı
Kerim’in 15’den fazla ayetinde, bir
anlamda tatil formu kabul edilebilecek
seyahatin, gezip dolaşmanın teşvik
edildiği görülmektedir. Ayrıca Hz.
Peygamber’in zaman zaman o dönem
toplumunun bildiği bir takım spor
müsabakaları düzenlediği, dereceye
girenleri ödüllendirdiği; hatta bu tür
müsabakalarda melekler de hazır bulunur
diyerek, İslam’ın bu tür yarış ve
eğlenceleri uygun görüp teşvik ettiği,
düğünlerde ve bayramlarda o günün
zevkine uygun olarak, def çalıp
mersiyeler söyleyenlere izin verdiği
bilinmektedir. Bunlar İslamın insanın
dinlenme ve eğlenme ihtiyacına ilgisiz
kalmadığına işaret etmektedir.
Pahası ağır ve meşakkati bol çağımızda
yaşayan müslümanları strese sokan ve
gerilime sevk eden o kadar çok sebep
bulunmaktadır ki müslümanların zihnen ve
bedenen dinlenmeye ve deşarj olmaya
herkesten daha fazla ihtiyaçları
bulunduğunu söylemek abartılı olmaz diye
düşünüyorum.
Unutmamalıyız ki dindarlık hayatı bir
gerilim içinde geçirmeyi değil, hayatta
dinamik bir şekilde tutunmayı ön
görmektedir. Kulluk misyonu da ancak
dinamik bir zihin ve sıhhatli bir
bedenle hakkıyla gerçekleştirilebilir.
Tatil ve eğlence çalışmanın yorgunluğunu
atmak ve hayatın tek düzeliliğini
unutmak için insanlık tecrübesinin
geliştirdiği vasıtalardan biri olduğuna
göre, bundan belli ölçüler içinde
yararlanmak neden mümkün olmasın?
Bu konuda İslamın ölçüsü bellidir. O da
tatil ve eğlence formlarının İslamın
inanç ve ibadet ilkelerine aykırı
olmamasıdır. İslamın haram kıldığı
şeylerin ihlaline, buyruklarının
terkedilmesine vesile olan her türlü
tatil ve eğlencenin İslamla
bağdaştırılamayacağı açıktır.
Zannımca şu ana kadar daha ziyade hep
eleştirel çizgide kalmış olan din
bilginlerine de önemli bir görev
düşmektedir. O da müslüman halka tatil
ve eğlence kavramlarının içeriğini
açıklamak, İslamın zevk ve estetik
duyarlığını yansıtacak, hayatın
doğallığını bozmayacak ve hayatı
sun’ileştirmeyecek alternatif tatil ve
eğlence fomlarını bir an önce
geliştirmektir. Bu problemin sadece
teorik düzeyde halledilemiyeceğinin
farkındayım ama teori olmadan pratiğin
gelişmediğini de biliyorum. |