|
İslam’la yeniden dirilme
(Olay
Gazetesi, 20 Mayıs
2005 Cuma)
İslam
dünyası bugün yığınla problemle
boğuşmaktadır. Daha uzun yıllar da bu
durum devam edecek gibi gözüküyor. Zira
ilim ve fikir hayatında nakilcilik ve
taklitçilikçilikten öteye geçemiyoruz.
İslam dünyasında pek parlak ve orijinal
fikirler üretilemiyor. Dünya çapında
fikir adamları ve filozoflar yetişmiyor.
Uluslararası üne sahip, yayınlarını
uluslararası ciddi dergilerde neşreden
ilim adamlarımızın sayısı çok az. İslam
üzerine yazılan çizilen kitapların
muhtevalarına baktığımızda, maalesef
çoğunun güncel konulara hitap
etmediğini, eski lafız, kavram ve
düşünceleri yeni muhtevaya kavuşturmadan
tekrar ettiklerini görmekteyiz. Halbuki
bu çağda yaşayan bizler, bu çağa ait
problemleri konu alan araştırmalara daha
çok ihtiyacımız duymaktayız.
Öte yandan İslam dünyasında kritik
alışkanlığı da fazla gelişmemiştir.
Kritik bizde aşağılamak için yapılan bir
tür tenkit olarak görülmüştür. Halbuki
biz biliyoruz ki Batı’da kritisizm, ilim
muhitlerinde ilmi mütalaa olarak
değerlendirilmekte, ilmin ayrılmaz bir
parçası olarak teşvik edilmektedir.
Hakikat odur ki, tenkit edilmek insan
nefsine hoş gelmez. Ancak, ilim ve
tefekkürün gelişimi için şart
olduğundan, buna katlanılmalıdır.
Günümüzde malumattan ziyade, düşünce
mahsulü bilgilere ihtiyacımız vardır.
Dinimizin asıl kaynaklarında, insan
düşüncesinin önündeki engelleri
kaldıran, insanları hür ve serbest
düşünmeye ve düşünüleni rahat ve
korkusuzca ifade etmeye teşvik eden,
tefekkürü ibadet sayan nasların bir
hayli fazla olduğu herkesin malumudur.
Düşünmek derken, doğru düşünmeyi
kastettiğimi ifade etmek istiyorum.
Doğru düşünmek için insan aklının etkin
hale getirilmesi ve onu körelten ve
çelişkileri fark etme yetisini
kaybetmemesi esastır. Kutsal kitabımız
Kur’an-ı Kerim, aklımızı kullanmamızı
istemekte, şartlanmışlıktan kurtulmayı
öğütlemekte, insan aklını köreltici
bütün fiil ve davranışları
yasaklamaktadır. Kur’an; aklı ve
düşünceyi devre dışı bırakıp Hz.
Peygamberin kendilerine tebliğ ettiği
ilahi ve akli gerçekleri işitip de tabi
olmayan, âdeta bir şartlanmışlık içinde
şirke bağlılıkta ısrar eden ve buna
gerekçe olarak da “atalarımızı bu yol
üzere bulduk” (Bakara, 170) diyen
politeist Araplar’a ağır tenkitler
yöneltmektedir. Önyargılarla kuşatılmış
ve şartlanmış kişilerin çelişkileri fark
etmesi mümkün değildir. Şartlanmış
insanlar, tenakuzlarla ve yanlışlarla
birlikte yaşamaktan zevk alırlar. Asıl
tehlike de bu noktada ortaya çıkar. Zira
çelişkilerle kucak kucağa yaşamaktan haz
duyanlar, dini değerleri ve kültürün
bütün unsurlarını olduğu gibi değil,
işine geldiği şekilde anlamak isterler.
Hangi konuda olursa olsun bilmeden ve
delillere itibar etmeden tartışmayı
tercih ederler.
Halbuki bilimsel yaklaşım, gücünü
objektiflik, nedensellik, gözlemcilik,
metodik şüphecilik, tenkitçilik ve
gerçekçilik gibi bazı kriterlerden alır.
İnsanın uzun bir süreç sonunda oluşan ön
yargılardan kendini bilimsellik adına
kurtarabilmesi ve objektifliği
yakalaması, sanıldığı kadar kolay şey
değildir. Ancak müslüman kişi bunu
başarmak durumundadır. Zira ön yargılar
insan zihnini biçimlendirmekte ve
gerçeği görmeye çoğu zaman engel teşkil
etmektedir.
Müslümanlar olarak, Batıda yaşanan hızlı
siyasal, teknolojik, ekonomik ve
kültürel gelişmeleri, karmaşık bir ruh
hali içinde yalnızca seyretmek bize
yakışmaz. Selefimiz ortaçağlarda kendi
şartlarına göre gelişmiş bir toplum ve
medeniyeti meydana getirme başarısını
göstermiş olmasına rağmen, şimdi bu
geçmişin mirasyedileri olarak tembel
tembel oturarak zamanımızı heba
edemeyiz. Hatta hedefimiz ortaçağların
parlak İslam düşüncesini yeniden ihya
etmekle sınırlı kalmamalı, daha da ileri
seviyede başarılar kaydetmek olmalıdır.
Bunun da yolu İslam düşüncesinin yeniden
ihyasıdır. Bunu yapamadığımız takdirde,
yaklaşık bizden bir asır önce yaşamış
olan merhum Mehmet Akif’in serzenişini
tekrar etmeye mahkum oluruz: Bakınız
Akif ne diyor:
İbn-i Sina niye yok? Nerde Gazali,
görelim?
Hani Seyid gibi, Razi gibi üçbeş alim?
En büyük fazılınız; bunların asarından,
Belki on şerhe bakıp, bir kuru mana
çıkaran,
Yediyüzyıllık eserlerle bu Dinin hâlâ,
İhtiyacını kaabil mi telafi, asla!
Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.
Kuru dava ile olmaz bu, fakat ilim
ister;
Ben o kudrette adam görmüyorum, sen
göster.
Unutmayalım ki Kur’an-ı Kerim,
Müslümanlar’ın veya insanların kendi
nefislerindekini değiştirmedikçe, Cenab-ı
Hakk’ın da onları değiştirmeyeceğini,
yani insanın kendi nefsini
değiştirmediği müddetçe, toplumda insana
karşı çıkan veya onu zorlayan şartları
değiştirmeyeceğini ifade etmektedir.
|