.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

Yenilenme Bilinci ve İslam

(Olay Gazetesi, 5 Ağustos 2004  Cuma) 

Yenilenme bilinci, hayatın gidişi ile sürekliliği arasında bir köprüdür. Yenilenme, bir taraftan gidişi düzenleme, etkin kılma, daha işlevsel hale getirme arzusundan kaynaklanır. Bir taraftan da, dönüp geriye bakma, öz eleştiri yapma, anlamı zenginleştirme gibi bir fonksiyon içerir. Yenilenmenin bilince dönüşmesi bir sıkıştırma/yoğunlaşma değil bir genişleme, dengeleri kurma ve önünü görme olayıdır. Kendini yenileyen, düşüncesini ve işlerini yeniler. Yenilenen işler ve ilişkiler yeni heyecanları doğurur. Böylece toplumda içten içe bir canlanma, pozitif bir hareketlilik görülür. Sonuçta kendini yenileyenler, topluma yenilikler sunma gibi bir misyona imkan ve zemin hazırlamış olurlar.
Yenilenme, varoluşa ilişkin sorumluluk üstlenmiş müslümanlar için daha önemli, hatta kaçınılmazdır. Kur’an ifadesiyle her an yeni bir tasarrufta bulanan Yüce Yaratıcının yoluna girmiş olanların, hayatiyetlerini ve verimliliklerini koruyabilmek için, kendilerini sürekli yenileme, geliştirme ve nispi olarak da değiştirmeleri zorunludur. Çünkü yenilenmeye direnç, zaman içinde çelişkilerle kucak kucağa yaşama ve heyecanı kaybetme riskini de beraberinde getirecektir.
Yenilenme olgusuna islam açısından baktığımızda aşağı yukarı aynı şeyler geçerlidir. Onun sürekli değişen çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek potansiyeli vardır. Bu potansiyel, yenilenme (tecdid) yöntemine sahip oluşunda saklıdır. Şu kadar var ki, İslam dini yenilenme olgusuna toptancı bir red veya kabul anlayışıyla yaklaşmaz. Yenilenmesi gerekenleri yeniler, muhafaza edilmesi gerekenleri korur. Bu sebeple İslamın her devirde ve her toplumda geçerli değişmez ve sabit değerleri olduğu gibi zamana ve makana, mahalli ihtiyaçlara göre değişiklik arz edebilecek hükümleri mevcuttur.
Temel ve sabit hükümler, İslam toplumunu belli bir ahlaki çizgide tutmak ve dejenerasyonu önlemek amacını taşır. Değişebilen hükümler de toplumun zaman ve mekan boyutlu değişim ihtiyacına karşılık verir. Değişimi sağlayan enstrüman ictihattır. İctihat ise yeni durumlar karşısında aklın istidlal (hüküm çıkarma) faaliyetidir.
Kur’an ayetleri ve sahih sünnetin açık hükümlerinde değişiklik söz konusu değildir. Değişen Kur’an ayetlerinin ve Sünnetin anlaşılma biçimleridir. Bizim yenilenme bilincini diri tutmaya en çok muhtaç olduğumuz alan da budur. Zira Kur’an’ın insanlığı götürmek istediği hedeflerde herhangi bir değişiklik olamaz. Ancak hedeflere doğru ilerlerken araçları yenilemek kaçınılmazdır. Araçları yenileyemez isek belki de farkında olmadan hedeflerden de her geçen uzaklaşmış olacağız.
SORUN SÖYLEYELİM
Tüp bebek uygulaması İslam’a uygun mudur?
Çağımızda tıp alanında çok önemli gelişmeler olmaktadır. Tüp bebek uygulaması da bunlardan biridir. Bilindiği üzere, çocuk aile içinde sevgi ve huzur kaynağıdır. Bunun için bizim toplumumuzda aileler çocuk sahibi olarak bu sevgiden nasiplenmek istemektedirler. Çocuk sahibi olamayan aileler de bundan üzüntü duymaktadırlar. İşte tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olmanın mümkün hale getirilmesi, ailelere evlat saadeti gibi çok önemli bir sevinci tattırması bakımından çok önemli bir gelişmedir.
Bazı şartlara riayet edilmek koşuluyla bu yolla çocuk sahibi olmak İslam’a aykırı değildir. Ancak bu yola başvurmak için kadın veya erkeğin tabii yollardan çocuk sahibi olamamaları, döllenmesi sağlanacak erkek spermi ile yumurtanın nikahlı olan eşlere ait olması gerekmektedir. Nesebin korunmasına büyük önem atfeden İslam, başka bir şahsın spermi ile tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olmayı uygun görmemektedir. Ancak bu tüp bebek yoluyla çocuk sahibi olan aileler, çocuğun bedensel ve ruhsal yönden bundan olumsuz etkilenmemesi için gerekli önlemleri almalıdırlar.
İslam dinine göre bir erkek eşine veya başka bir kadına şiddet uygulayabilir mi?
Kadınların şiddete ve kötü muameleye maruz bırakılmaları, insanlık tarihi boyunca bütün dönemlerde görülen üzüntü verici bir durumdur. İslam dininin geldiği toplumda da bu konu önemli sosyal ve insani bir promlem olarak vardı. Cahiliye çağı diye adlandırılan İslam öncesi dönemde, kadınlar çeşitli şekillerde ve bazen ölümle sonuçlanacak kötü muamelelere maruz bırakılmaktaydılar. Bu gerçek sebebiyledir ki başlangıcından beri İslamın ağırlıklı olarak üzerinde durduğu konulardan birisi, kadınların içinde bulunduğu bu kötü durumdan kurtarılması ve hak ektikleri onurlu bir statüye ve haklara kavuşturulması olmuştur. Kesin olarak biliyoruz ki, Hz. Peygamber hayatı boyunca eşlerinden herhangi birine bir defa olsun elini kaldırmamıştır. “İçinizden hayırlı olanınız, kadınlara karşı hayırlı olanınızdır”, “Kadınlarınızı dövenler iyileriniz değildir” buyurarak müslümanları cehalet dönemi zihniyetinden uzaklaştırmak istemiştir.
Dinin ana kaynakları bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde görülecektir ki, İslam kadınlara karşı son derece olumlu bir tavır içinde olmuş, hatta çağımız normlarını bile aşan ölçüler getirmiştir. Kur’an’ın içinden bir ayeti bağlamından koparıp şiddetin meşruiyetine delil gösterilmesi hatalı olur. Zira ayetlerin doğru anlaşılması için, onların bir bütünlük içinde değerlendirilmesi ve o konudaki Hz. Peygamberin uygulamasına da bakılması zorunludur.
Bu bakımdan İslama göre, erkeğin eşine veya bir başka kadına şiddet uygulaması, onu insanlık dışı muameleye tabi tutması kesinlikle uygun değildir. Bunun yanısıra islamdan habersiz kişilerin bu çerçevedeki bir takım kaba saba hareketlerini de islama mal ederek bu nezih dini karalamak da asla uygun değildir.

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

000¤r