.::. Yazı ve Makaleler ::. Yaşar ÇOLAK

 
 

ksek Hayat Bilinci

,(Olay Gazetesi 25 Şubat 2005 Cuma, 25 Kasım 2004 Cuma)

                   Son yıllarda insanların nasıl mutlu olabileceği, stresle nasıl başa çıkabileceği, öfkesini nasıl kontrol edebileceği konusunda çok şeyler yazıldı, çizildi. Modern hayat bu konuda daha çok şeyler yazdıracak gibi. Bu yazımızda biz de konuya dini perspektifiten yaklaşmaya çalışacağız.

İslami açıdan hayat bir sınavdan ibarettir. Kimin iyi, kimin kötü, kimin mutlu kimin mutsuz olduğunu tespite yönelik bir sınavdır bu. Sınavı başarıyla verenler öncelikle dünya hayatında huzura erer, bunun tabi sonucu Ahirette Yüce Allahın hazırladığı nimetlere kavuşurlar. Burada anahtar kavram ‘mutlu olmak’ tır. Dünyada mutlu olmayı başaramayanlar dinin hedeflerinden de uzaklaşmış sayılırlar. Dinin mutluluk projesi her alanda olduğu gibi çok kolaydır. Bu haliyle insan doğasına çok uygundur. Tabiatıyla bu noktada söz konusu bu teorik belirlemenin pratik yansıması merak konusudur. Acaba bu anlayış çizgisine sahip müslümanlar kendileri için mutlu bir hayatı inşayı başarabilmişler midir? Genel görüntüye bakacak olursak bu soruya evet demek hayli zor gözüküyor. Bunun bir çok nedeni olduğu açıktır. Bunlardan bir kaçına temas etmek yerinde olacaktır.

Herşeyden önce insanların önemli bir kısmı mutlu olmak için önlerine çok çetin ve yüksek pahalı hedefler koyuyorlar. Maddi imkanları ne kadar iyi olursa daha mutlu olacaklarını düşünüyorlar. Bunu hayatın öncelikli hedefi haline getirenler, bir telaş içinde sürekli koşuşturup duruyorlar. Kimileri bu uğurda meşruiyet sınırlarının dışına çıkmakta beis bile görmüyor. Aşırı mal hırsının bu gibilerin kalbi duyarlılıklarını yok ettiği anlaşılıyor. Zannımca yolsuzlukların arka planında kalbin bu vechile duyarsızlaşmasının rolü büyüktür. İnsanlar kendileri için çizdiği bu çetin mutluluk yolunu kat edemeyince ister istemez hayal kırıklığı yaşıyorlar. Esasen hedefine ulaşanların da ne kadar mutlu oldukları belli değildir. Çevremizdeki örnekler bizi yanıltmıyorsa daha yüksek bir hayat standardının getirdiği rahatlık ve kolaylık, insanı aynı oranda iç huzura kavuşturamakta yeterli olmuyor.

Oysa hayatta daha kolay mutlu olmanın o kadar çok yolu da vardır ki. Bütün mesele onları keşfetmektir. Dinin insana yönelik katkısı da bu keşif yollarını göstermesidir. Yüksek hayat bilinci de, kişinin ayrıntılarda gizli bu mutluluk yollarını keşfetmekteki maharetiyle doğru orantılıdır.

Şurası bir gerçek: Dünyada huzurlu bir hayat için dünyalık dediğimiz maddi varlık önemli bir faktördür. Manevi aydınlık ve iç huzur için asgari maddi tatmin gereklidir. Aşırı yoksulluk manevi gelişmeyi engellediği için, dinimiz çok çalışmayı, helal yollardan kazanmayı, muhtaç olana yardım etmeyi öğütlemiştir. İslamın beş şartından ikisi olan zekat ve hac ibadeti doğrudan maddi varlıkla ilgilidir. Bunun içinde, ‘ey müslümanlar, çalışıp zengin olun ve çevrenize faydalı olun’ mesajı saklıdır. Ayrıca insana dünyanın imarı görevi de verilmiştir. Bu misyonun ifası önemli oranda mal varlığıyla ilişkilidir. Bu bakımdan müslüman dünyalığı elde etmek için çok çalışacaktır ama her konuda olduğu gibi bu konuda da mizanı yani ölçüyü kaçırmayaktır. Dünyalığın yegane huzur kaynağı olduğu yanılgısına düşmeyecektir. Nitekim Kur’an insanın bu yanılgıya düşebileceğini; “insan malının kendini ebedileştireceğini sanır” ifadesiyle vurgulamakta, (Humeze, 3) gerçek güzellik ve mutluluğun ebedilik yurdu ahirette ve Allah katında olduğunu belirtmektedir.

Maddenin hayatın vazgeçilmezleri arasında olduğu ancak yegane vasıta olmadığı gerçeğini, mal ve dünyalık ile ilişkimizi mesafeli, ilkeli ve dengeli tutmamız gerektiğini, çevremizde, gazetelerde, televizyonlarda, dergilerde bize takdim edilen renkli hayat tarzlarının alternatifsiz olmadığını bir kez daha vurgulamalıyız. Yunus’umuz çağlar öncesinden bize bu gerçeği haykırıyor. Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı diyor. Kur’an kalplerin Allah’ı anlakla da huzur ve sükuna kavuşacağını, vehimlerinden, kuruntularından, korku ve endişelerinden kurtulacağını haber veriyor.

Allah’ı anmak, Allah’ın kullarına hizmet etmek ve onları sevmektir. Allah’ı anmak, yaşamakta olduğumuz hayatın geçici olduğunun farkına varmaktır. Bu kısa dünya hayatında, insan her şeyi kudreti, merhameti ve şefkati ile yaratan ve kuşatan Allah’a sığınmanın, onu anmanın güzelliğini yaşamalıdır; Bu insana büyük bir ferahlık verir; insana güven duygusu kazandırır. Hayatına ince ve derin güzellikler katar.

Yazımızın sonunda mutlu olmanın pratik birkaç yolunu önermek istiyorum sizlere. Bu günlerde bulduğumuz boş vakitlerde bir hasta ziyaretine gitsek. Bir garibi, hiçbir ziyaretçisi olmayan bir kimsesizi ziyaret edip halini hatırını sorsak, yani Peygamberimizin bir müslümanın diğer müslüman üzerindeki hakkı olarak takdim ettiği sorumluluğumuzun gereğini yerine getirsek, etrafımızdaki bir dertliyi dinlesek, elimizdeki imkanlar ölçüsünde ona yardım etmeye çalışsak, dargın bir insanı barıştırsak, teselliye muhtaç olanlara teselli vermeye çalışsak. İnanıyorum ki bizde ne gam kalır ne keder. İçimizin aydınlandığını, ruhumuzun ferahladığını hissederiz. Kuşkusuz bunlar da mutlu olmanın sayısız yollarından sadece bir kaçıdır. Bunlar öyle çok ağır bedelli şeyler de değildir

 

http://www.diyanet.org.uk  2006 © Tüm kullanım hakları saklıdır.
Vakfımız İngiliz Vakıflar İdaresine kayıtlı kamu yararına faaliyet gösteren bir kuruluştur. Kayıt numarası: 1086377

yºl